Yazın başında bir hafta sonu tura katılıp Salda Gölü ve Lavanta Kokulu Köye gitmiştik. Şimdi ise aksi istikamete Gaziantep’e giderek güzel bir hafta sonu geçirdik.
Çok yakın bir arkadaşımızın düğününün Antep’te olmasından kaynaklı hemen fırsatı değerlendirerek güzel bir plan yapalım, doyasıya gezip yiyip içelim dedik ve hemen blogger sayfalarından nereye gidilir, nerede ne yenir, nereler gezilir planlaması yaptık. Zamanımız kısıtlı olduğu için öncelik sıralaması yaparak vaktimizi dolu dolu geçirmeye çalıştık. Şimdi anlatma vakti….

İlk olarak sabah Antep’ e varır varmaz otele bile uğramadan doğrudan Metanet Lokantasına Beyran içmeye gittik. İsmini duyup araştırma yapınca sanki çok ağır, kahvaltı da yenir mi canım sorularını biz de sorduk. Ama içince yanıldığımızı bu kadar insanın niye öyle söylediğini anladık. Normalde et ile çok arası olmayan biz afiyetle yedik bitirdik. Beyran denilince Antep’in en meşhur yeri burası ve yanınızda nakit götürmeyi unutmayın 🙂

Daha sonra doğruuu Bakırcılar, Baharatçılar, Elmacılar pazarına yol aldık. Zaten hepsi aynı yerde sayılır. Hatta bir an hangisini gezdik, hangisinin içinden geçtik pek anlayamadık. Çünkü iç içe geçmiş gibiydi. Burada beni en çok etkileyen şey “Bakırcılar Çarşısıydı”. Eskiden köyde gördüğüm birçok ürünün hala yapılıp satılması, özellikle bakır ürünlerin küçük yaştaki çocukların nasıl işlediğini, el sanatlarının mükemmelliğini, hala insan eliyle, emeğiyle yapılan işçilikleri görmek hem mutlu etti hem ayrı duygulandırdı. Demir dövmekten, eski tahta beşiklere, kazanlara kadar hepsinin yapılışı ayrı güzeldi, tabi ordan kendimize bir hatıra almayı ihmal etmedik.

Tüm o çarşıları gezdikten sonra Zekeriya Usta’ya katmer yemeye gittik.  (zaten o kadar yöresel yemek çeşidi var ki gezmekten çok üst üste yemek yemek durumunda kalıyorsunuz ). Yolda yürürken görseniz belki de çok kenarda köşede kalmış diyerek girmek istemeyeceğiniz bir yer olsa da tadı harikaydı ve uzun yıllar devam eden bir aile yeri olmasından kaynaklı belki de yer bulamayacağınız kadar da kalabalık. Giderseniz eğer mutlaka orada yemelisiniz.

Katmerimizi de yedikten sonra üzerinde kahve iyi gider diyerek meşhur Tahmis Kahvecisine geçtik. Asıl yeri olan mekanında yer bulamadık fakat karşı tarafında açık hava olan kısmına oturduk. Kahvesi güzel olmasına güzeldi fakat işin asıl eğlenceli kısmı elinde darbuka,klarnetle gezen grubun canlı canlı türkü söyleyerek masaları dolaşmasıydı bahşiş almadan asla masanızdan ayrılmıyorlar. Bazıları için hoş görünmeyen bu tablo bizim için gayet eğlenceliydi.Kahvelerimizi içtikten sonra ise hem yol yorgunluğunun vermiş olduğu etki hem de akşam düğün olması nedeniyle otelimize gidip yerleştik.

Gelelim Pazar gününe.
İlk olarak arkadaşlarla kahvaltımızı yaptıktan sonra önce Oyuncak Müzesine gittik ve gezdiğimiz yerlerden en çok sevdiğim, en çok eğlendiğim kısım oldu.

Birçok ülkeden 1920-1930’ların oyuncaklarının yer olduğu müzeye mutlaka gidip görmelisiniz. Üzüldüğüm tek nokta ise o dönemlerde güzel ülkemin oyuncakları daha çok elde olan malzemelerden -mısır koçanından araba gibi- oyuncak yapmak iken Almanya-ABD’den gelen oyuncakların ise resmen çocuklara “Bak büyüdüğünde gerçek hayatta bunlarla karşılaşacaksın şimdiden öğren!” der gibiydi. Zira market kasası kasiyerinden kasaba, terzisinden inşaat alanına o kadar kaliteli ve işlevsel oyuncaklar vardı ki belki de hala o kaliteye ulaşamamış olabiliriz. Sonuç olarak tek bir yere gitme şansım olsa kesinlikle burayı seçerdim.

Oyuncak müzesinden çıkıp Mozaik Müzesine doğru yola çıktık. Anlayacağınız düne göre daha kültürel bir gün oldu çok kalabalıktı ve dünyanın dört bir tarafından gruplar geliyordu. Mozik işlemeleri harikaydı. Ama açıkçası vaktimiz kısıtlı olduğu için biraz kendi başımıza gezmek zorunda kaldık. (başka grupların rehberlerine biraz kulak versek de tam verimli olmadı tabi). Eğer gidecek olursanız bence en azından kulaklık alıp sesli dinleyebilirsiniz. Daha faydalı daha bilgilendirici olacağına eminim.

Son olarak tam dönüş yolundayken herkesin övdüğü Küşlemeyi yemeye fırsatımız olmadığı için yolda gördüğümüz bir yerde durup yedik ve Antep’in tüm yemekleri gibi bu da çok lezzetliydi. Mutlaka yemelisiniz. Hele ki eti seviyorsanız ilk olarak onu yemelisiniz
Gezemediğimiz savaş müzesi, hayvanat bahçesi ve belki birkaç yer daha kaldı. Bir daha fırsatımız olursa buraları da gezmeyi daha çok yemeklerini yemeyi çok isteriz. Tabii oyuncak müzesine de tekrar gitmeyi çok çok isterim. Ha bu arada geldiğimizde tüm çevremizin sorduğu sorunun cevabı hiç baklava yemedik hatta şerbetli tatlıyla aramızın olmayışından belki de aklımıza dahi gelmedi.

Sonuçta her anın dolu dolu geçtiği zevkli, eğlenceli, kültürel bir hafta sonu oldu bizim için. Keşke tüm arkadaşlarımız farklı şehirlerde düğün yapsa da bu güzel fırsatları değerlendirebilsek.

Şimdilik hoşçakalın bir sonraki yazı da görüşmek dileğiyle.